1 Nisan 2015 Çarşamba

Sadece gökyüzü, sadece deniz, sadece sen ve ben, sadece sevgi

Bugünlerde geçmişte yaşıyorum. Bir an Kadı Nimet’te oturmuş iştahla balık yiyorken, bir anda Barcelona’nın sokaklarında el ele yürüyoruz, sonra Antalya’nın küçük havaalanının kapılarından Kaş’ın masmavi denizine yürüyoruz. Viyana’da ayaklarımıza kara sular inmişken yorgunluktan tatlı tatlı didişiyoruz. Budapeşte’nin ışıklı köprülerini seyrederken oturduğumuz bankta, hafif çakırkeyif dünyamızı tartışıyoruz belki bininci kez. Kapadokya’da gün aydınlanırken bir balon üzerinde ne kadar sıkışmış olduğumuza gülerken, yine de romantik olmaya çalışıyoruz. Sahilde kanka yürüyüşü yapıp kıkırdarken, evde yemek yapmak yüzünden yine çılgınca kavga ederken buluyoruz kendimizi. Amsterdam’ın masal evlerini izlerken yine dünyaya bakışımızı değerlendiriyoruz hararetle. Bir İspanyol filmi izleyip patlamış mısır yiyoruz. Bozcaada’da beyaz gülün üzerinde şarkılar söyleyerek gezerken adayı, kalbim aşkla, mutlulukla, keyifle çarpıyor. Kavala’da Yunan tavernasında gerçek dünyadan uzak dinlediğimiz şarkılar, yiyemediğimiz o korkunç hamburger, yürüdüğümüz tüm yollar, çıktığımız yolculuklar, öylece yan yana oturduğumuz saatler, birlikte güldüğümüz, ağladığımız her an… Bugün buradan bakıldığında yaşanırken olduğundan çok daha güzel, çok daha anlamlı, çok daha özel… Çıkıp geliyor geçmişten her şey. İşte bugünlerde böyle hayat.

23 Mart 2015 Pazartesi

Yolculuklar

Dostum, oyun arkadaşım, sevgilim, yol arkadaşım;
Kalbimi, ruhumu açtım sana. Kendim oldum seninle. Bir şey gizlemeden, kendim olmaktan çekinmeden ben olmayı sevdim senin yanında. Birçok şey öğrendim seninle, sana bir sürü şey öğrettim, güzel şeyler kattık birbirimizin hayatına. Birlikte geliştik, birlikte çocuk olduk ve birlikte büyüdük.
Şimdi en çok, en sevdiğim dostumu kaybetmenin hüznü, yoksunluğu sarıyor kalbimi. Elimi tutan yol arkadaşımın bana hissettirdiği tüm güzel duyguları özleyeceğim. İçimi şefkatle dolduran çocuk gülümsemeni, yüreğime getirdiğin bahar kokunu, kavgalarımızı, sevinçlerimizi, sevgimizi, birlikte paylaştığımız her şeyi, el ele yürüdüğümüz sokakları, şehirleri, aşkı., Seninle yenen yemeğin tadını, denizin mavisinin en mavi tonunu, gözlerindeki sevgiyi… seninle giden her şeyi özleyeceğim.
Birlikte el ele yürüdüğümüz bir yoldu, kalbimizin derinliklerinde birbirimize görünmez iplerle bağlı olduğumuz ama hep bir birey olarak özgürce biz, sadece ‘’ikimiz’’ olarak kurduğumuz bir dünyaydı bana göre ilişkimiz.
Bu dostluğun, yaşanmışlığın, birlikte yürüdüğümüzün yolun sonundayız şimdi. Bilinmeyenin yaşantımızın ortasına koyduğu kocaman kaygılarımızı yüklenip sırtımıza, düşeceğiz yollara, kendi dünyalarımızı yaratmaya yeniden…

26 Şubat 2015 Perşembe

Sen ve Ben

Yağmurlu bir cumartesi sabahı masmavi denizi seyrederek yürüyordum. Birden sen geldin aklıma. Tatlı sevdamın hüzünlü sonuydu belki bugünler.

Her düşündüğümde yanaklarımı alev alev yakan, bahar kokularıyla yüreğimi pıt pıt attıran, ruhumu huzurla dolduran, dünyama yepyeni, parlak renkler katan, dostum, sevgilim, elimin devamı sanki eli, ruhumun devamı sanki ruhuyken… bana en yakınken… şimdi merhaba diye başlayan çok uzaklardan gelen cümlelerin ardından görmeye çalışıyoruz birbirimizi. Ne tuhaf bir şey bu. Birlikte bir gelecek kurmaktan bu kadar çok  ‘’korkmak’’ve bugün bu kadar mutluyken, bu kadar bir olmuşken, bu kadar canken… tüm bunlardan vazgeçmeyi göze alabilecek kadar ‘’cesur olmak’’. Daha derin bir bağ kurmak isterken, sahip olduğun en derin bağı yok etmek.

19 Şubat 2015 Perşembe

Şiir Zamanı

Kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
uçak sağ salim inebilsin meydana
doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri
delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de
susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete
kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dediği çıkacak
eninde de sonunda da…
Nazım Hikmet
1946
-Şiirler 4/Yatar Bursa Kalesinde-

18 Şubat 2015 Çarşamba

Çınar Ağacı

Yaşamımı hep yolda olmak, yolun tadını çıkarmak, öğrenmek, öğrendiklerimi anlatmak, yolun sonunu düşünmeden, yaşamın sunduklarını olduğu gibi kabul etmek olarak tanımlayabilirim. Fakat bu her zaman çok kolay olmuyor. Endişeler, beklentiler, korkular, kaygılar bazen, yoluma asırlık bir çınar ağacı gibi devriliveriyor. Bu çınar ağacının önündeyim şimdi. Ağaç, nereye gidiyorsun diye sordu bana, gözlerini gözlerimden ayırmadan. Şefkatle karışık korku vardı gözlerinde, belki de gözlerimde… Elimi tuttu. Sıcacık sesiyle yeniledi sorusunu nereye gidiyorsun Şükran? Yüreğimin derinliklerinde yankılandı sesi, çok yakın, çok uzak. Soru geleceğime uzanan bir köprü oldu önümde. Köprü oldukça dardı, tek başıma zorlukla yürüyebilirdim sanırım, yer yer karanlıktı, ürperdim. Cılız, güvensiz sesim nereye gittiğimi sordu, köprüye bakarak.
Bilmiyorum dedim güçlükle, gülümsemeye çalışarak. Kendine güvenen, ne istediğini bilen kendimi aradım etrafta. Önümde dar bir köprü ve yanımda çınar ağacı ve ben öylece duruyoruz. Yürümekten, yolda olmaktan keyif alıyorum ben dedim. Bu sefer sesim daha güçlü çıkmıştı. Yüreğimle buluşmuştu içimdeki ses. Yolun bana sunacaklarına güvenmeyi, yaşadığım her şeyin beni daha iyiye götüren deneyimler olduğuna inanmayı ve yaşamı böyle algılamayı seçiyorum ben uzun zamandır dedim. Biliyorum hayat planlandığı gibi gitmiyor. Gelecek için kaygılanmak bir şeyi değiştirmiyor ve benim buna zaten vaktim de yok. Bugünümü en iyi şekilde yaşamaya çalışıyorum ben.
Ağaç beni dinledi. Bir süre sessizlik oldu. Ben derin derin nefes alırken, bana peki nereye gitmek istiyorsun bu yoldan diye sordu. Hayallerimin peşinden gidiyorum sanırım dedim. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yürüyorum. Manzaranın tadını çıkarıyorum. Gitmek istediğim bir yer yok. Görmek istediğim dünyalar var.
36 yaşında olmak nasıl bir durum, bana anlatır mısın dedi.

36 sadece bir rakam diye düşündüğümü sanıyordum aslında. Hayatta ne kadar zamandır varolduğumun hesabını tutmayı bıraktım galiba. 36 yaşında olmanın 35 olmaktan ya da 32 olmaktan ne farkı var diye sordum kendime. Evet son yıllarda beden olarak genişlemiştim. Gözaltı kırışıklarım artmıştı. Bu değişikliklerle kendimi daha güzel hissediyorum aslında. Çünkü iç güzelliğimin önemini biliyorum artık. Bedenimde olduğu gibi ruhumda, zihnimde de değişimler oldu elbette. Peki ya anne olmak ister misin diye sordu ağaç birden. Bu soru beni çok şaşırttı. Bu konuyu ne zaman düşünmüş ve bir karara varmıştım bilmiyorum ama uzun zamandır anne olmak istemediğimi söylüyordum. Anne olmak istiyorsan çok az zamanın kaldı. Belki de 36 yaşında olmak bu kararını yeniden gözden geçirmek demektir. Belki sana bunu hatırlatmak için düşüverdim önüne ne dersin dedi ağaç, gözleri sevgiyle doluydu… Benimse gözlerimde yaşlar. ‘’Biraz burada oturabilir miyim, yanında sessizce’’ diye sordum. 

23 Ocak 2015 Cuma

Dönüşüm Zamanı

Kişisel Dönüşüm Projesi ile eski, kullanılmayan, sana zarar veren düşünce ve alışkanlıklarından kurtulmaya ne dersin?
Çocukluğumuzda ailemizden ve çevremizden duyduğumuz ve tek doğru olarak kabul ettiğimiz, yaşayarak deneyimlediğimiz bazı kalıplar; kişiliğimize, düşüncelerimize ve böylece hayatımıza yön veriyor. Hayat koşuşturmacası , günlük dertler, iş, güç, yaşam mücadelesi derken artık çok eskimiş ve bize hiçbir faydası olmayan bu düşünceleri, inançları bulundukları yerden çıkarıp değiştirmeye veya çöpe atmaya vakit bulamıyoruz. Oysa bahar temizliği yapmak gibi, yazlık ve kışlık kıyafetleri ayırırken eskimişleri, kullanılmayanları, küçülmüşleri atmak gibi ruhumuzu da eski inanç ve düşünce kalıplarından temizlemeliyiz zaman zaman.
Ben başarısızım, ben korkağım, ben sakarım, ben sevilmeyi hak etmiyorum, ben böyleyim, ben yapamam, ben aptalım, ben güvensizim, ben ilişkilerde başarısızım, ben hep yanlış kişileri seviyorum, şanssızım … daha binlerce olumsuz düşünce ve inanç kalıpları. Bunların doğruluğuna hayatının bir yerinde inanmışsın ve artık sorgulamayı bile bırakmışsın. Bu düşüncelerin sana bir faydası yok, aksine zarar veriyor. Seni kısıtlıyor, mutsuz ediyor, vazgeçmene neden oluyor.
Kişisel Dönüşüm Projesi ile bu olumsuz düşünce ve inanç kalıplarını tek tek çıkar sakladığın sandıktan ve yeni, olumlu, faydalı bir inanca dönüştür. Genellemeleri çıkar artık hayatından. Bunlar sadece seni yorar, mutsuzluktan başka bir şey vermez sana. Artık bunu anlamanın ve değişimin zamanı geldi.
Başarısız olduğun bazı konular elbette var. Her insanın başarı ve başarısızlık öyküleri vardır. Hayatta hep başarısız oldum cümlesi ise bana göre eski, işe yaramaz, son kullanma tarihi çoktan geçmiş, benim iyiliğim ve mutluluğum için asla katkıda bulunamayacak çok olumsuz bir düşünce. Çok uzun zaman önce bunu dönüştürdüm ben. Şimdi sıra sizde
Bu andan itibaren olumsuz cümle kalıplarınızı dönüştürmeye başlayın, hayatınızın nasıl olumlu yönde değişmeye başladığınızı görecek ve çok şaşıracaksınız.
Mucizelere inan çünkü sen mucizesin.

22 Ocak 2015 Perşembe

Yaşama Merhaba

Hayat algıladığımız gibidir.
Mesela biriyle tanışıyorsunuz, elinizi uzattınız sıkmak için, Ali dedi karşınızdaki. ''Ali'' yıllar önce sizi terk edip gitmiş, bir türlü unutamadığınız eski sevgilinizin adı... Ürperdiniz, boğazınız düğüm düğüm, gözleriniz uzaklara dalarken zoraki gülümsediniz ''şimdiki zamanda'' Ali'ye.
Ben Ali dedi elini sıkarken karşınızdaki. En sevdiğiniz minik yeğeninizin adı Ali... Yüzünüze kocaman bir gülümseme yayıldı, yüreğiniz sıcacık oldu sanki, burnunuza tatlı bebeğin mis kokusu geldi. Özlem duygusuyla uzattınız elinizi ''şimdiki zamanda'' Ali'ye...
Yaşamı da böyle algılıyoruz, böyle görüp, anlamlandırıyoruz işte. Geçmişte öğrendiklerimiz, düşünce sistemimiz, inanç kalıplarımız, bitmemiş meselelerimiz belirliyor tepkilerimizi, davranışlarımızı, duygularımızı.
Algılayış şeklimizi değiştirmek, yeniden tanımlamak ve hayatı bambaşka görmek mümkün! Geçmişten bağımsız, özgürce uzatıp elimizi, sımsıkı kucaklayalım yaşamı.

Hey Özgürlük

Bir şafaktan bir şafağa, bir akşamdan bir akşama 
Merhaba demeden daha
Bu gitmeler gitmek değil
Eğil salkım eğil söğüt
Bu benimki sevda değil
Eğil yağmur rüzgar eğil
Bu benimki sevda değil.
Bu şarkıyı söyler buldum biraz önce kendimi. Şarkıyla beraber yıllar yıllar öncesine gittim bir anda. İlkokuldayım. Yaz tatillerinde Bandırma'ya giderdik anneannemlere. Dayımın 1973 model mavi kamyon minibüsünün arkasına çoluk çocuk, çok kalabalık sıkışıp denize giderdik. O zamanlar üniversitede olan dayımın büyük kızı Zülfü Livaneli şarkıları söylerdi bize. Ben de ondan öğrenip ezberlemiştim şarkıları. Bu şarkıyı söylerken nedendir bilmem bir hüzün kaplardı yüreğimi. Sonra hayatımın en önemli şarkısını söylemeye başlardık. ''HEY ÖZGÜRLÜK'' ruhumu bir isyan kaplar, sığamazdım sanki oraya. Kocaman çocuk yüreğimde müthiş bir heyecan! 73 model kamyonun arkasında bambaşka dünyalara giderdim hayallerimde!
Yaşamak böyle bir şey.
Biriktirdiğimiz güzel anlar, attığımız şen kahkahalar, yüreğimizdeki huzur, sevgi. Uzak geçmişlerden koşup gelen anılar kalıyor avuçlarımızda sımsıcak. Hızla geçiyor saatler, ömür. Dolu dolu yaşamak, yaşamayı sevmek gerek!
Bu dünyaya veda ederken yüzümüzde yaşanmışlığın yorgunluğuna karışmış, özgür bir gülümseme olsun dilerim.
Sevgiler

7 Ocak 2015 Çarşamba

Hayallerim

Masamda oturmuş, bir türlü ısınmayan odada, ayaklarım donarken bir yandan kar yağışını izliyor, bir yandan da çalışmaya çalışıyorum.
Bir süre önce biraz daha iş hayatında devam ederek, kazandığım parayı eğitimlerime, seyahatlerime harcamayı seçtiğimden beri; sabahın kör vakitlerinde uyanmak, bütün gün tıkılı kaldığım ofis düzeni gibi şeylerle ilgili sızlanmayı bıraktım. Bu işi seviyorum ve bu işte iyiyim sloganıma sımsıkı sarılmış yaşıyorum. Şimdilik ufak pürüzler haricinde gayet yolunda gidiyor aslında her şey.
Yine de düşündüğümde kalbimi küt küt attıran, yaşam enerjimi kanımda son hız dolaştıran o ''başka dünyanın'' hayalleri gibi olmuyor hiçbir şey. Ben o başka dünya için yaşıyorum bugün. Yaşam amacımı gerçekleştireceğim, yüzümde gururlu bir ifade, kalbimde sonsuz huzurla işte bu beni tanımlayan şey diyeceğim ‘’o anı’’ bekliyorum.
Kendime özgü bir yaşam; bazen bir hedef, bazen de çok uzaklardaki yemyeşil ormanlar, masmavi denizler, güneşli günler ülkesinin hayali.
Hedefime ulaşacağıma inandığımda küçük adımlar belirleyip, kendimden emin fakat yavaşça yürüyorum yolumda. Biliyorum sabır, kararlılık, azim beni ulaştıracak o hep uzak sandığım başka dünyama…
Fakat bu kısacık anlardan geriye kalan zamanlarda zihnim bana diğer insanlardan ne farkın var diye soruyor. Herkes gibi yaşamaya mecbur olduğumu, herkesin başka dünyalar hayal ettiğini, fakat seçeneğimiz olmadığını anlatıyor bana. Beni ikna etmeye çalışıyor. Hüzünlü gözlerle bakıp kaderine razı ol, o çok hayran olduğun, hayal ettiğin hayatları yaşayan insanlar çok şanslı, özel kişiler onlar. Sense çok sıradansın, hayallerine ulaşmak için neye sahipsin? Hadi şöyle bir bak kendine. Kabul et artık, bırak kendini kandırmayı. İyi-kötü seni idare eden bir maaş alarak, sabah 8.00 akşam 18.00 çalışmaya devam edeceksin. Yıllık izinlerinde görmek istediğin uzak ülkelere gitme planları yapacaksın. Haline şükret. Harika bir hayatın var zaten. Daha fazlasını istemek senin tatlı bir hayalin olarak kalacak ve sen bu hayali hep yanında taşımayı seviyorsun sadece. Gerçek olmayacağını sen de biliyorsun!
Masamda oturmuş, ayaklarımı ısıtmaya çalışırken, kurduğum başka dünyanın hayali, kendi koyduğum sınırlarıma çarpıyor yine, paramparça dağılıyor her yere bilmem kaçıncı kez…

30 Aralık 2014 Salı

Fırsatlar

2014 yılının son günlerini yaşıyoruz. Yeni bir yıl gelecek. Ne fark edecek? Sen değişmedikten sonra, her şeyi aynı düşünüp, aynı algıladığın ve aynı davrandığın sürece, yeni yıl sana farklı ne getirebilir?
Bunca koşuşturma, yorgunluk, yoğunluk, mücadelenin ardında ne arıyorsun? Gerçekten neye ihtiyacın var? Kendi içine dönmek neden seni bu kadar korkutuyor? Yeni yılın sana getireceklerini beklemekten vazgeç. Kendini dinle, kendinle kal, kendin ol! O zaman yeni bir yıl gelecek hayatına

Mutlu Yıllar

Yeni yıla girmeye tam on dakika kalmışken, hafızanızı yitirmiş olduğunuzu hayal edin.
Geçmişin tozlu rafları bomboş; biriktirdiğiniz hayal kırıklıkları, kapanmamış yaralarınız, öfkeleriniz, korkularınız, yargılarınız, kalıplarınız, sınırlarınız, düşünceleriniz... sizi tanımladığına inandığınız her şey sizi terk edip gitmiş. Zihninizde kimim ben sorusu ile, sonsuz, zamansız bir ‘’şimdi’’de öylece oturup kaldınız.
Bugüne kadar özenle yaratıp, parlattığınız; korkularınızla, acılarınızla, sınırlarınızla beslenen ''kimliğiniz'' yok olmuş. Planlarınız, hedefleriniz, hırslarınız, savaşlarınız, hayalleriniz, beklentileriniz olmadan siz neye benziyorsunuz bilemiyorsunuz, dünyayı nasıl algılayacaksınız şimdi? Nasıl görünecek yaşamınız size? Bedeninizin içinde oturup dış dünyayı gözlemliyorsunuz.Geçmişten, gelecekten, yarattığınız tüm kimliklerden sıyrılmış olarak şimdiki zamanda oturuyor ve yeni yılın gelmesini bekliyorsunuz,
10, 9, 8… 3, 2, 1.
Sonsuz, zamansız bir ''şimdi'' de yepyeni bir yıl olsun!

25 Aralık 2014 Perşembe

Yüzleşmek

Terk edilmekten, yalnız kalmaktan çok korkuyorum. 
Terk edilirsen ne olur? Yalnız kalmak ne ifade ediyor senin için?
Elbette hayat devam eder, biliyorum yaşamaya devam ederim. Daha önce olduğu gibi yine ayağa kalkarım, güçlüyüm ben. Ölmem ya sonunda… Gülümsüyor.
Zihni konuşuyor. Zihni mantıklı açıklamalar yapıyor. Olması gerekeni anlatıyor bize. Bu sözler korkusunu hafifletmiyordu elbette.
Terk edilmek sana neler hissettiriyor?
Sevilmemek, çaresizlik, öfke, yarım kalmışlık… çok büyük bir acı, acı çekmek istemiyorum daha fazla.
Sevilmediğini hissettiğinde yaşadığın duyguları anlatır mısın bana?
Sevilmeyi hak etmiyorum belki de. Çocukluğumdan beri hep sevgisizlik, yalnızlık hissettim. Ailem tarafından sevilmek için hep yetersiz olduğumu düşündüm. Kendimi sevdirmeye çabaladım sürekli. Çocukluğumu düşündüğümde hep yalnız bir odada ağlarken görüyorum kendimi. Ve şimdi o yalnızlığı yeniden yaşamaktan korkuyorum. Sevgilimin davranışlarını sorguluyorum sürekli. Beni özledi mi, beni seviyor mu, benimle ilgileniyor mu, yoksa ilgisi eskisi gibi değil mi? Beni bırakıp gidecek diye endişe ettikçe ona daha çok yapışıyorum ve berbat göründüğümü fark etsem de engel olamıyorum kendime. Hep benimle olsun, sadece bana zaman ayırsın istiyorum. Benim dışımda keyif aldığı her şeyi tehdit olarak görüyorum. Bu beni öfkelendiriyor. Aciz hissediyorum o zaman kendimi. Çaresizlik ve korkular da hırçınlaştırıyor beni. O zaman ona saldırıp, canını yakmak istiyorum. Çünkü benim içimde bir yer hep acıyor.
Kendini çocukken ağlarken gördüğün odaya gider misin şimdi? Orada ağlayan küçük çocuğun yanına otur şimdi. Onu izle. Şimdi sen yetişkinsin. Lütfen ağlayan o çocukla konuş. Ona neler söylemek istiyorsun?
Ona sarılıyorum. Lütfen ağlama, ben yanındayım. Biz birlikteyiz. Seni her zaman koruyacağım. Sana çok iyi bakacağım. Acını anlıyorum. Seni çok seviyorum. O zaman sevilmediğini, seninle yeterince ilgilenilmediğini düşündün. Yalnızlık, çaresizlik hissettin. Oysa şimdi seni en çok seven ben varım, arkadaşların var, ailen de seni seviyor biliyorsun. O günler geride kaldı artık. Artık yetişkin olarak kurduğum ilişkilerime lütfen karışma, bozmaya çalışma ilişkilerimi. İzin ver ben kendim için en iyisini bulayım.
Şimdi ne hissediyorsun? Artık ilişkilerinde bir yetişkin olarak kendini konumlandırmaya, tüm duygu birikimlerini geride bırakıp, her şeyden bağımsız olarak durumları değerlendirmeye ve kendin için en uygun çözümleri bulmaya hazır mısın?

2014'e Veda

Bende nasıl bir tat bıraktığını anlatarak veda etmek istiyorum 2014 yılına…
2014 yılı hayatımın en güzel, en keyifli geçen yılı oldu. İhtiyacımın dinginlik olduğunu fark ettiğimde bana artık iyi gelmeyen, beni mutsuz eden, agresif hale getiren işimden ayrıldım. Dinlenmek istedim. Keyifli yürüyüşler yaptım. Koskoca bir günün tadını çıkardım, ilkbaharın coşkusunu yaşadım. Yazılar yazdım. Koçluk seansları ile yeni insanlarla tanışıp, yepyeni dünyalar keşfettim. Bilmediğim sokaklarında yürüyüp, görmek istediğim şehirlerin yaşamlarını, kültürlerini içime çektim. Yeni yerler gördükçe; öğrendim, büyüdüm, esnedim, geliştim. Başka yaşamlara seyahatler için yeni planlar yaptım. Ucuz biletler kovaladım. Gördüm ki çok para gerekmiyor mutlu olmak için, huzurlu bir gülümseme için…
Beni en iyi tanımlayanın öğrenmek ve öğrendiklerini başka insanlarla paylaşarak, onların hayatlarında ufacık bir fark yaratabilme isteği olduğunu keşfettim. Kendimi sürekli geliştirmek ve başkalarına daha da faydalı olabilmek için eğitimler aldım. Kendimi dinlemeyi, meditasyon yapmayı, zihnimi susturmayı öğrendim. Gördüğüm dünyamın, benim algım olduğunun, sınırları benim koyduğumun, aslında tüm tanımlamalardan bağımsız bir ben olduğunun farkındalığı; bana, daha yolun başında olduğumu ve önümde uzun, keyifli bir yol olduğunu gösterdi. Kişisel gelişim, vazgeçilmezlerim listesinde yerini aldı.
Tam da olduğum halimin kusursuz olduğuna inandım. Kendimi olduğum gibi sevmenin, ‘’şimdi ve burada’’ olmanın mucizelerini keşfettim. Kendimi sevdikçe, kendimi onayladıkça daha çok sevildim. Korkularımdan kurtuldum. Kendim oldum ve daha derin, daha özgür ilişkiler yaşadım. İç huzurum, dengem hep benimleydi. Sahip olduğum her şey için şükrettim ve bu güzellikler yüzümü gülümsetti. Hayatın bana getirdikleriyle savaşmayı bıraktım. Her şeyi olduğu gibi görüp, kabul etmeyi öğrendim. Böylece daha esnek, daha özgür ve daha güvenli oldum.
Yargılamayı bıraktım önce kendimi, sonra her şeyi, herkesi. Her şey nasıl olması gerekiyorsa öyledir deyip yoluma devam ettim.
Sadece yolda olmanın tadını çıkardım. Her şeyin gelip geçici olduğunu, her şeyin her an değiştiğini öğrendim. Yaşadığım iyi ve kötü her şey yaşamdı..
Geçmiş ve gelecekten bağımsız sahip olduğum en değerli anın ‘’şimdi’’ olduğunun bilincinde sevgiyle, şefkatle devam edeceğim yaşam yolculuğuma.

24 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni Yıl

Bu yıl da her yıl olduğu gibi yeni yıldan harika şeyler bekliyorsunuz. Beklediğiniz sevgili çıkıp gelecek belki, harika bir iş teklifi alacaksınız ya da maaşınıza zam gelecek, hep hayal ettiğiniz araba, ev sizin olacak 2015’te. Büyük ikramiye size çıkacak bu yeni yılda. Hayalleriniz var gerçekleştirmek istediğiniz, hep doğru zaman geldiğinde atmayı planladığınız, sürekli ertelediğiniz adımlarınız var. 2015 yepyeni bir yıl ve siz bu yeni yılın size yeni bir yaşam getirirken, sizdeki tüm sıkıntıları, dertleri, sorunları da alıp götürmesini bekliyorsunuz öyle mi?
Geçmişteki yaşanmışlıkların korkularını, pişmanlıklarını, öfkelerini biriktirirken bugün, gelecek yarınların bizi tüm bunlardan kurtaracağına dair umutlar besliyoruz. Yarın her şey farklı olacak. 2015 bize arzu ettiğimiz her şeyi sunacak. Dilerim 2015 tüm dünyaya güzellikler getirir...
Dileklerimizin gerçekleşmesi için bizim değişimi istememiz ve bunun için önce kendimizi olduğumuz gibi görüp, kabul edip sonra da ruhumuzun gerçek ihtiyaçlarını belirlememiz gerekiyor. Daha iyi bir iş, daha güzel bir araba gibi maddi ihtiyaçlarımızın karşılanması bize sadece kısa süreli, geçici mutluluklar verir. Bizim şimdi ve burada olmaya, zihnimizin yarattığı korkulardan, yargılardan, sınırlardan kurtulmaya ihtiyacımız var.
Siz geçmişte yaşamaya devam ettiğiniz sürece, her şeyi aynı yapmaya devam ettiğiniz sürece ve aynı gözlerle dünyayı algılamaya devam ettiğinizde; tarihler değişecek sadece, birbirinin aynı günler, haftalar, aylar ve yıllar yaşamaya devam edeceksiniz. Yeni yıl siz değiştiğinizde, farkında olduğunuzda, kendinizi dinlediğinizde gelecek!

Sınırlar

Küçücük bir çocukken sevilmek, onay görmek, beğenilmek, ödüllendirilmek gibi ihtiyaçlarla sınırlar koymaya başlarız kendimize. Doğduğumuz toplum, büyüdüğümüz aile, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz her birinin etkisi ile bilinçsizce oluştururuz sınırlarımızı. Etrafımız tarafından onay görmeyen davranışlarımızı, düşüncelerimizi yok sayarak, kendimizi sevdirmemiz gerektiğiniz öğreniriz. Koyduğumuz sınırlarla tanımlamaya başlarız kendimizi. Ailemize göre yeterince başarılı değilsek başarısız biri olduğumuza inanmaya başlarız. Çocukluğumuzda öğrendiğimiz gibi, yetişkin bir birey olduğumuz halde kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya devam edip, içimizdeki başarısızlık inancımızı desteklemeye, büyütmeye çalışırız. Yeterince sevilmediğimizi düşünüyorsak, sevgi eksikliğimizi tüm yaşamımıza yansıtır ve her ilişkimizde içimizdeki sevgi açlığına karşılık bulmaya çalışırız çaresizce. Çocukken ailemiz tarafından yeterince sevgi görmediğimize inandıysak, sevilmeyi hak etmediğimizi yaratır zihnimiz. Umutsuzca, çaresizce sevilmek için kendimiz olmayı bırakır, karşımızdaki kişilere bağımlı ilişkiler yaşamaya başlarız. Farkına bile varmadan yarattığımız sınırlar içinde bir kimlik yaratmış oluruz kendimize. Kendimizi bu sınırlar içine hapseder ve kendi kendimize koyduğumuz bu sınırların dışına çıkmanın mümkün olmadığına inanırız. Çocukken öğrendiğimiz tüm bu bilgilerle ve biriktirdiğimiz tüm duygularla yetişkin olarak yaşamaya çalışırız. Bu sınırların işe yaramadığını, öğrendiğimiz bu düşünce, inanç kalıplarının artık bize hizmet etmediğini fark edip, bu döngüyü kırmadığımız sürece, yarattığımız bu zindanda yaşamaya mecbur bırakırız kendimizi. Oysa özgürleşmek için kendimizi tüm bu kalıplardan, sınırlardan bağımsız olarak yeniden tanımlamaya ihtiyacımız var. Bir yetişkin olarak içimizdeki çocukla buluşmaya ihtiyacımız var. Oçocuğa güvende olduğunu, sevildiğini hissettirmemiz gerek. Bir yetişkin olarak içimizdeki çocuğun ailesi, arkadaşı her şeyi olmalı ve onun yaralarını sarmalıyız. O zaman sadece kendiniz olacaksınız ve bunun harika olduğunu keşfedeceksiniz.

28 Kasım 2014 Cuma

Şimdide Hayat

‘’Şimdi’’ ye kısacık ziyaretler yapıyorum gün içinde. Yaşamın kalbinde olmak diye tanımlarım şimdiyi, sakince ve yavaşça akan bir müzik sesi sanki kulaklarımda, kadifemsi, şifalı bir dokunuş sanki ruhumda. Zaman şimdide çok yavaş, çok dingin akıyor ve tüm zamanlar iç içe geçmiş gibi sonsuz, sanki  zamansız bir zaman dilimindeyim. Şimdinin orta yerinde duruyorum. Tüm kimliklerimden, zihnimin sesinden, sınırlarımdan ve yaşama dair tüm tanımlamalarımdan sıyrılmış, sadece, ben oluyorum. Düşüncelerimi, duygularımı, yaşanmışlıklarımı, yaşayamadıklarımı, düne ait anılarımı, yarına ait beklentilerimi bırakıp geldim şimdiye. Zamanın, evrenin tam kalbinde, yaşamla yeniden tanışmanın coşkusunu hissediyorum. Şimdinin gücünü keşfediyorum.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Şimdi ve Burada

Yolda yürürken etrafımdaki her şeyi ilk kez görüyor gibi bakmayı denemeye karar verdim.
Yağmur altında ağaçlar ne kadar güzel yemyeşil duruyorlar, araba ne kadar parlak bir kırmızı, kaldırım taşlarının şekilleri, pembe gülün kokusuna, arabamotorunun çıkardığı ses, ambulansların çığlıklarına karışırken, zihnim gördüğü, duyduğu her şeyle başka zamanlara gitmek için kaçıyor şimdiki zamandan. Geçmişten bir anının içinden çekip alıyorum kendimi ve kaldırım taşlarını izlemeye koyuluyorum tekrar. Kuş seslerini seçiyorum trafiğin gürültüsü arasından güçlükle. Zihnim yürüyüş bittiğinde güzel bir kahve eşliğinde, battaniyenin altında sıcacık kitap okumak istediğini söylerken bana, kendimi bu tatlı gelecek hayalinden kurtarıp yeniden nefes aldığım, sahip olduğum tek gerçek zamana ‘’şimdiye’’ gelip, kulaklarımda rüzgarın uğultusunu duyarken, yaprakların rüzgarla salınışını izliyorum. Sanki zaman şimdi çok yavaş akmaya başladı. Şimdi tüm zamanlar iç içe geçmiş gibi, geçmiş ve gelecekten arınmış, hafiflemiş, özgür hissediyorum kendimi. Çok yavaş her şey, zihnimin sesi sustu, huzur, sessizlik ve sadece ŞİMDİ’nin mucizesini yaşıyorum.
Geçmiş ve gelecek biz düşündüğümüzde var olur. Düşünmeyi bıraktığımız zaman, şimdiki zamanda yaşamayı başardığımızda ise yok olur. Eckhart Tolle’nin söylediği gibi geçmiş ve gelecek bir illüzyondur. Gerçek olan, sahip olduğumuz tek zaman şimdiki zamandır.
Geçmiş zaman pişmanlıklar, öfkeler getirir size. Gelecek zaman ise kaygılar, endişeler. Oysa her şey şimdiki zamanda yaşanır. Geçmişte yaşadığınız bir durumu şimdi düşünüp, onu tekrar canlandırırsınız. Siz düşünmeyi bıraktığınızda ise silinip gider.
Gelecek zamanı şimdi düşünüp endişeler, korkular üretirsiniz.
Yaşam şimdidir. Buradadır.
Bugün şimdi ve burada olmayı deneyin siz de. Bakın neler fark edeceksiniz?
Eğer şimdi değilse ne zaman?

25 Kasım 2014 Salı

Bırakmak

Duygularımızı, düşüncelerimizi sahipleniyoruz. Duygu ve düşüncelerin bizim algımızın ürünü olduğunu, farklı hissetmenin ya da düşünmenin elimizde olduğunu unutuyoruz çoğu zaman. Bir duyguya, düşünceye saplanıp kalıyoruz. Mutsuzluk, öfke, pişmanlık, kaygı gibi duyguları kendi varlığımızın bir parçası haline getiriyoruz çoğu zaman. Bu duygulara, düşüncelere o kadar alışıyoruz ki yokluklarını hayal bile edemiyoruz. En kötüsü onlar olmadan kendimizi tanımlayamayacağımıza yada eksik kalacağımıza inanmaya başlıyoruz. Bu olumsuz duygu ve düşünceler arasında yaşamaya alışıyoruz. Değişmek; bizi oluşturduğuna inandığımız her şeyden vazgeçmek gibi geliyor. Değişmeyi istemiyoruz, değişmekten korkuyoruz. Çünkü kendimizi başka türlü tanımlamayı bilmiyoruz artık.
Tüm bu duygu, düşünce, inanç kalıplarından bağımsız, benliğimizi keşfetmemiz gerek. Biz duygularımız, düşüncelerimiz, inançlarımız değiliz. Biz yaşamın kendisiyiz. Aldığımız nefes, gökyüzü, doğa gibi biz her şeyiz. Tüm tanımlamaları bırakıp, sadece kendiniz olmanın özgürlüğünü fark edin.

21 Kasım 2014 Cuma

Tekrarlardan kurtulun

Bugün hayatınızda hep tekrar eden durumları, duyguları düşünün. Kendinizi hep benim başıma bunlar geliyor derken bulduğunuz durumlar neler? Yaşadıklarınızla oluşturduğunuz inanç ve düşünce kalıplarınız neler? Ben zaten hep terk edilirim, iş yerinde hep hakkımı yiyorlar, hak ettiğim sevgiyi göremiyorum... gibi. Tek tek koyduğunuz raflardan çıkarın bu düşünceler, duygular, inançlar yumağını. Genellemelerden kurtulmak, döngüyü kırmak ve farklılık yaratmak için önce tüm bu kalıpları ayrı ayrı değerlendirin ve sonra onlarla vedalaşın. Şimdi tam zamanı.

12 Kasım 2014 Çarşamba

Esaret ve Özgürlük

Yoga yaparken sakatlanacağımdan, koşarken kalp krizi geçireceğimden, dalışta tüpümdeki havanın biteceğinden, aniden yukarı fırlayacağımdan ya da denizin derinliklerinde kaybolacağımdan korkan, sokakta köpek ya da kedi saldırısına uğrayacağımdan endişe duyduğumdan hayvan sevgisini tadamamışlığın eksikliğiyle sürdürmeye çalıştığım bir hayat... Korkularım yüzünden güzel olan her şeyi nasıl da kabusa çevirdiğime inanmak çok zor değil mi?
Korkular, endişeler, kaygılar nasıl etkiliyor yaşamımızı farkında mısınız? Yarın sabah erken kalkacağımız için akşamın tadını çıkaramayız. Terk edilmekten korktuğumuz için özgürce kalbimizi açamayız. Gururumuz kıralacak endişesiyle sevgimizi söyleyemeyiz. Başarısız olmaktan korktuğumuz için adım atamayız. Yalnız kalmaktan korktuğumuz için ayrılamayız. Yeniden başlamaya cesaret edemediğimiz için yeni iş arayamayız. Yarın için endişelenmekten bugünün tadını çıkaramayız. Kendimizde bulacaklarımızdan korktuğumuzdan kendimizle yüzleşmeye cesaret edemeyip kaçarız. Korkuların esaretinde yaşamaya çalışırız.
Hadi şimdi korkulardan, kaygılardan, endişelerden kurtulmak için küçük bir adım atmaya karar verin. Derin bir nefes alın ve korkularınıza esir olmamayı, özgür olmayı seçin.