Duygularımızı, düşüncelerimizi sahipleniyoruz. Duygu ve düşüncelerin bizim algımızın ürünü olduğunu, farklı hissetmenin ya da düşünmenin elimizde olduğunu unutuyoruz çoğu zaman. Bir duyguya, düşünceye saplanıp kalıyoruz. Mutsuzluk, öfke, pişmanlık, kaygı gibi duyguları kendi varlığımızın bir parçası haline getiriyoruz çoğu zaman. Bu duygulara, düşüncelere o kadar alışıyoruz ki yokluklarını hayal bile edemiyoruz. En kötüsü onlar olmadan kendimizi tanımlayamayacağımıza yada eksik kalacağımıza inanmaya başlıyoruz. Bu olumsuz duygu ve düşünceler arasında yaşamaya alışıyoruz. Değişmek; bizi oluşturduğuna inandığımız her şeyden vazgeçmek gibi geliyor. Değişmeyi istemiyoruz, değişmekten korkuyoruz. Çünkü kendimizi başka türlü tanımlamayı bilmiyoruz artık.
Tüm bu duygu, düşünce, inanç kalıplarından bağımsız, benliğimizi keşfetmemiz gerek. Biz duygularımız, düşüncelerimiz, inançlarımız değiliz. Biz yaşamın kendisiyiz. Aldığımız nefes, gökyüzü, doğa gibi biz her şeyiz. Tüm tanımlamaları bırakıp, sadece kendiniz olmanın özgürlüğünü fark edin.
