31 Ocak 2014 Cuma

Zaman... zaman

Biraz önce bir arkadaşımın paylaştığı şarkıyı dinledim. Şarkı beni lise yıllarıma götürdü. Zamanda yolculuk yaptım. 19 Mayıs gösterisi için bir otobüse doluşmuş, şarkılar söyleyerek futbol sahasına gittiğimiz güne döndüm ve birden gözlerimden yaşlar fışkırmaya başladı. Evet fışkırdı . O yıllardaki bedenimin içine girdim sanki. O günlerdeki enerjimi, umutlarımı, çocukluğumu çok özledim birden. Yılların nasıl geçtiğini düşündüm. Ne çok şey değişti, ne çok kayıplar verdik, ne büyük savaşlardan çıktık, yorgun düştük.
Kariyer planları, 8-18.00 arası çalıştığımız işler, gelecek kaygıları, ilişkiler, beklentiler, hayal kırıklıkları, ayrılıklar, hırslar, öfkeler, sorumluluklar, para biriktirmeye çalışmalar, ev al, araba al, yatırım yap, evlen, çocuk yap, kalabalıklar içinde yalnızlaşmalar, güvensizlikler, vedalar, trafikte kaybedilen saatler, emeklilik günlerini planlamaya çalışmalar ve tüm bu koşuşturmaca içinde denge arayışı, hayatı kendimizce anlamlandırmaya çalışmak, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve sevgi dolu bir hayat kurmaya çalışmak, bazen sessizce bir odada oturup zamanı durdurmak istercesine dinginliği yakalamaya çalışmak, tüm toplum kurallarına inat sadece sevmek ve kendimiz olmaya çalışmak.
Bir çocuğun gözleriyle yeniden dünyaya bakabilmek, yeniden çocuk hayallerimi hatırlayabilmek istiyorum. Hangi yaşta olursak olalım yaşama hevesimizi kaybetmeyelim.
Sonsuz yaşam tutkumuz bugün bizimle olsun.

Sonsuza dek yaşa!

Yaşamayı çok istediği için, hayattan keyif aldığı için, sağlıklı beslendiği için, spor yaptığı ve nefes tekniklerini öğrendiği için, ölümden korkmadığı için, aşık olduğu için, en önemlisi sonsuz yaşam tutkusuna sahip olduğu için dokuzyüz yıldır yaşayan bir adamın hikayesini okuyorum. Çok sevdiğim bir söz var. Kaç yaşında olduğunu bilmeseydin kaç yaşında olurdun? Hiç düşündünüz mü? Özellikle Türk toplumunda yaş, insanların kendilerini ve toplumun insanları sınırlaması için güçlü bir neden. Bu yaşta bu giyilir mi, öyle mi davranılır, koskoca adam aşık olmuş hiç utanmıyor, hiç bana yakışır mı bu yaşta böyle kahkaha atmak, ben yaşlıyım, benden geçti gibi bir sürü kalıplar duyuyorum. Koyduğumuz bu sınırlarla çok değerli yaşamımızı hiç düşünmeden harcıyoruz. Kaçımız içimizden geldiği davranıyor, içimizdeki çocuğa sarılıp yaşamı tüm coşkusu ile kucaklıyor? Birbirinin aynı günler, haftalar, aylar, yıllar geçiriyoruz ve çok değerli ömür bitiveriyor. Ne önemi var kaç sene önce doğduğunuzun, neler yaşadınız, neler öğrendiniz, daha neler yaşamayı düşlüyorsunuz... Bunları sorgulayın, yaşlandığınız için endişe etmek yerine hayatı yakalamaya çalışın. Unutun ne zaman doğduğunuzu! Sevin, yenilenin, değişin, farklılıklar yaratın hayatınızda.