4 Mart 2014 Salı

Mucizeler

Mucizelere inanır mısınız?
Birlikte bir yolculuğa çıkalım el ele.Yolculuğumuza başlarken sahip olduğumuz değerleri keşfederek güçlenelim önce. Keyifli bir macera olacak bu yolculuk, merakla bakacağız hayatlarımıza, içimizdeki çocuğun gözleriyle. Birlikte hep iyiye, daha güzele doğru değişirken, yanımıza umudu, pozitif enerjimizi, sahip olduğumuz eşsiz değerlerimizi alarak tam da ‘’bu anda’’ olmanın, şimdiyi hissetmenin büyüsüyle hayatla uyum içinde, güvenle yürüyeceğiz el ele…
Birlikte keyifle keşfedeceğiz, öğreneceğiz, hissedeceğiz.
Etrafımızdaki tüm sesleri susturup, kendimize zaman ayırdıkça kalbimizin sesini duymaya başlayacağız ve gözlerimiz başka bakacak artık. Kendi dünyamızı yeniden keşfetmeye başlayacağız bu yolculukta. Kendimizi daha iyi tanımaya, anlamaya başlayacağız, daha da çok seveceğiz.
Yolculuğumuzda hedeflerimizi, hayallerimizi gerçek yapmak için koyduğumuz bütün engelleri tek tek kaldıracağız. Kendimize daha çok inanacağız, daha çok güveneceğiz.
Kendimizi keşfetmenin, farklı gözlerle hayatımıza yeniden bakmanın keyfini yaşadıkça, bir şölene dönüşecek bu yolculuk.
Uzun zamandır ertelediğiniz bu yolculuğa çıkmanızın vakti geldi.
Ne zaman unuttunuz mucize olduğunuzu?
Hepimiz birer mucizeyiz ve birlikte çıkacağımız bu harika yolculukta bunu yeniden keşfedeceğiz…

Korkularla Vedalaşmak

Birini sevdiğim zaman onu kaybetmekten korkuyorum. Beni terk edip gitmesinden, aldatmasından, onsuz kalmaktan korkuyorum. Sevdikçe hayatımın kontrolünü kaybettiğimi hissediyorum. Kontrolü kaybettikçe korkularım artıyor. Ruhum daralıyor. Boğazım düğümleniyor, kalbim sıkışıyor.
Hayatın en güzel armağanı sevgi, korkularımla bir düşmana dönüşüyor. Yük oluyor sırtımda her gün biraz daha ağırlaşan. Gün geliyor taşıyamayacağımı düşünüyorum bu yükü. Kurtulmak için kaçıyorum sevgimden, korkularımdan kurtulmak için. Oysa korku içimde, en derinlerde benimle yaşamaya devam ediyor.
Hayatımda bir şeyler yolunda gittiğinde, örneğin iyi bir işim, iyi bir maaşım varsa bunları kaybetmekten korkuyorum. Bir sabah uyandığımda her şeyin değişmesinden korkuyorum. Korkular huzursuz ediyor beni, geceleri uykularım kaçıyor. Kabuslar görüyorum. Sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum. Ölümcül hastalıklara yakalanmaktan ölesiye korkuyorum. Ölmekten korkuyorum. Pişman olmaktan korkuyorum. Hayallerimi gerçekleştirememekten korkuyorum.
Korkularımla yüzleşiyorum. Kendime duyduğum sevgi ve sahip olduğum sınırsız gücün farkına vararak, sadece nefes aldığım ''ana'' sımsıkı bağlanmaya çalışarak korkularımdan birer birer kurtulmayı seçiyorum. Ben güçlüyüm. Sevgi doluyum. Şefkatle kendimi kucaklıyorum. Hayatın bana sunacağı her şeyi tüm gerçekliği ile olduğu gibi kabulleniyorum ve korkmuyorum. Korkular beni korumuyor, bana zarar veriyor. Beni huzursuz, mutsuz ediyor. Enerjimi çalıyor. Hayata gülümsüyorum ve korkmuyorum!

Baharlarım

Kış geçti. Uzun, soğuk, hüzünlü yolculuklardan yeni döndüm.
Bazen fırtınalar koptu , yağmurlar yağdı dünyama. Ruhum soğuk kış günlerinde üşüdü bazı günler. Kimi zamansa sıcacık bir elin dokunuşu, tatlı bir gülümseme ile ısındı buz tutmuş sokaklarım.
Günler sonra bahar geldi ruhuma. Tatlı bir bahar sabahına açtım gözlerimi. Ilık havayı içime çekerek yürüdüm caddelerde. Denizin mavisini izledim. Çiçeklerin açısını, baharın getirdiği yenilenmeyi, tazeliği hissettim ruhumun her hücresinde…
Bahar beraberinde getirir umutları, yepyeni başlangıçları. Bahar yenilenmek, bazen yeni temiz bir sayfa açmaktır hayata.
Nice kışlar, baharlar, yazlar olacak daha ömrümde. Mevsimleri değişecek dünyamın. Karlı yollardan, bazen yorgun, bazen dingin sararmış yaprakların üzerine bastığımda çıkan sesi duymaktan keyif alarak geçeceğim güneşli ışıl ışıl sabahlara ve denizin kokusunu içime çekerek, rengarenk çiçekli bahçelere koşacağım ceplerimde yaşam tutkum, yüzümde yaşanmışlığın izleri, gözlerimde sahip olduğum her şeye şükretmenin parıltısı ve kalbimde dünyama duyduğum sevgiyle.
Mevsimlerin tılsımı, hayatın akışı, bebeğin doğuşu. Hayatın şarkısı bazen dalgaların sesi olur gelir, bazen rüzgarda salınan ağaçların uğultusu. Duymak için sessizce dinlemek. Dinledikçe dinlenmek. Dünyamızın sihrini keşfetmek. Keşfettikçe daha çok sevmek ve sevdikçe daha tutkuyla sarılmak hayata
Her zaman sevgiyle

Mutluluk

Gerçek mutluluk iç barış ve huzurdan gelir, bu da iyilik tohumlarının ekilmesiyle, sevgiyle, şefkatle ve cehaleti, bencilliği, açgözlülüğü yoketmekle gerçekleşir. Öfke, nefret ve kıskançlıkla huzura ulaşmak olası değil. Oysa ki sevgiyle, şefkatle birçok sorunu çözebilir gerçek mutluluğa erişebiliriz, gerçek silahsızlanmaya ulaşabiliriz. En önemli şey şefkat ve merhamettir. Onu New York kentinin renkli vitrinlerinden satın alamayız. Makinada üretemeyiz. Onu ancak içsel huzura erişmeden dünya barışını elde etmek olanaksızdır. Tenzin Gyatso Dalai Lama

Yaşamak

Yaşadığımız her şey bir deneyim, öğreti. Hayat bir yolculuk. Bu yolculukta iyilikle, kötülükle, umutla, umutsuzlukla, aşkla, ayrılıkla birlikte yol alıyoruz. Bazen çok mutlu oluyoruz, bazen de mutsuz. Her duygu yerini farklı bir duyguya bırakıyor. Her şey geçip gidiyor. Sürekli bir değişim var. Ne mutluluklar hep bizimle, ne de üzüntüler. Sonunu bilmediğimiz bir yolda yürüyoruz. Yolumuzu aydınlatacak şey sevgimiz. Yaşama ve kendimize duyduğumuz sevgi sayesinde tüm olumsuzlukların içinden kendimize kattığımız derin tecrübelerle geçip gideriz. Daha iyiye, daha güzele gitmek için kendimize duyduğumuz inancı kaybetmeyelim. Yaşamın bize sunduğu her şeyi sevgiyle ve şefkatle kabullenelim. Ve Şems’in dediği gibi Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret!
Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

31 Ocak 2014 Cuma

Zaman... zaman

Biraz önce bir arkadaşımın paylaştığı şarkıyı dinledim. Şarkı beni lise yıllarıma götürdü. Zamanda yolculuk yaptım. 19 Mayıs gösterisi için bir otobüse doluşmuş, şarkılar söyleyerek futbol sahasına gittiğimiz güne döndüm ve birden gözlerimden yaşlar fışkırmaya başladı. Evet fışkırdı . O yıllardaki bedenimin içine girdim sanki. O günlerdeki enerjimi, umutlarımı, çocukluğumu çok özledim birden. Yılların nasıl geçtiğini düşündüm. Ne çok şey değişti, ne çok kayıplar verdik, ne büyük savaşlardan çıktık, yorgun düştük.
Kariyer planları, 8-18.00 arası çalıştığımız işler, gelecek kaygıları, ilişkiler, beklentiler, hayal kırıklıkları, ayrılıklar, hırslar, öfkeler, sorumluluklar, para biriktirmeye çalışmalar, ev al, araba al, yatırım yap, evlen, çocuk yap, kalabalıklar içinde yalnızlaşmalar, güvensizlikler, vedalar, trafikte kaybedilen saatler, emeklilik günlerini planlamaya çalışmalar ve tüm bu koşuşturmaca içinde denge arayışı, hayatı kendimizce anlamlandırmaya çalışmak, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve sevgi dolu bir hayat kurmaya çalışmak, bazen sessizce bir odada oturup zamanı durdurmak istercesine dinginliği yakalamaya çalışmak, tüm toplum kurallarına inat sadece sevmek ve kendimiz olmaya çalışmak.
Bir çocuğun gözleriyle yeniden dünyaya bakabilmek, yeniden çocuk hayallerimi hatırlayabilmek istiyorum. Hangi yaşta olursak olalım yaşama hevesimizi kaybetmeyelim.
Sonsuz yaşam tutkumuz bugün bizimle olsun.

Sonsuza dek yaşa!

Yaşamayı çok istediği için, hayattan keyif aldığı için, sağlıklı beslendiği için, spor yaptığı ve nefes tekniklerini öğrendiği için, ölümden korkmadığı için, aşık olduğu için, en önemlisi sonsuz yaşam tutkusuna sahip olduğu için dokuzyüz yıldır yaşayan bir adamın hikayesini okuyorum. Çok sevdiğim bir söz var. Kaç yaşında olduğunu bilmeseydin kaç yaşında olurdun? Hiç düşündünüz mü? Özellikle Türk toplumunda yaş, insanların kendilerini ve toplumun insanları sınırlaması için güçlü bir neden. Bu yaşta bu giyilir mi, öyle mi davranılır, koskoca adam aşık olmuş hiç utanmıyor, hiç bana yakışır mı bu yaşta böyle kahkaha atmak, ben yaşlıyım, benden geçti gibi bir sürü kalıplar duyuyorum. Koyduğumuz bu sınırlarla çok değerli yaşamımızı hiç düşünmeden harcıyoruz. Kaçımız içimizden geldiği davranıyor, içimizdeki çocuğa sarılıp yaşamı tüm coşkusu ile kucaklıyor? Birbirinin aynı günler, haftalar, aylar, yıllar geçiriyoruz ve çok değerli ömür bitiveriyor. Ne önemi var kaç sene önce doğduğunuzun, neler yaşadınız, neler öğrendiniz, daha neler yaşamayı düşlüyorsunuz... Bunları sorgulayın, yaşlandığınız için endişe etmek yerine hayatı yakalamaya çalışın. Unutun ne zaman doğduğunuzu! Sevin, yenilenin, değişin, farklılıklar yaratın hayatınızda.