30 Aralık 2013 Pazartesi

2014 sizin yılınız olsun

Yeni gelen yılın size getirmesini istediğiniz şeyler için dilekler dileyip, dualar ediyorsunuz. 2014 yılının size huzur, mutluluk, para, başarı, sağlık yada beklediğiniz ne ise,  getirmesini istiyorsunuz. Bir coşku içinizde, umutla,  birkaç gündür heyecanla hayallerinizi listeliyorsunuz. Çok kısa bir zaman sonra 2014 yılına da alışacaksınız ve hep aynı şeyleri yapmaya, aynı şekilde düşünmeye, yaşadığınız her duruma aynı gözlerle bakmaya devam edeceksiniz. 2014 yılının son günlerinde ise yine aynı geçmiş yıllarda olduğu gibi! ne çabuk geçti bu yıl diyeceksiniz  sohbetlerinizde, zaman nasıl da geçmiş hayret edeceksiniz. 2014 yılının size istediklerinizi vermediğinden şikayet edeceksiniz.  Kaderiniz bu, bu yıl da hayat adil davranmadı size daha önce ki yıllarda olduğu  gibi. Umutla 2015’e girerken yeni dileklerinizi listeleyecek,  yine huzur, mutluluk, para, sağlık gibi harika şeyler bekleyeceksiniz. 
Yepyeni bir sayfa açacağınıza inanıyorsunuz  ve bunu hep aynı şeyleri yaparak, hep aynı şekilde düşünerek sadece 4 haneli bir sayının son rakamının değişmesi ile mümkün olacağını düşünüyorsunuz.  Hayallerinizi size getirmeyen yıllara ve kaderinize bir kez daha küserek aynı hayatınızı, alışkanlıklarınızı sürdürmeye devam ediyorsunuz.
2014 yılı sizin yılınız olsun. Bu yıl istediğiniz hayatı yaşamak için adımlar atın. Size sunulmasını beklemeyin güzelliklerin. Beklediğiniz her şeyi siz yaratmalısınız! Yoksa yıllarınızı sadece bekleyerek geçireceksiniz. Hayallerinize,  siz koşarak gidin bu yıl. 2014 gerçekten geçmişten farklı olsun. Fark siz olun! Yenilenin, yenileyin, değişin, farkında olun. Bu yıl siz zamanı kontrol edin.
Gandhi’nin yaşamımı şekillendirmem de çok etkili olan ‘’ Dünyada görmeyi  istediğin değişimin kendisi ol ’’ sözünü düşünmenizi rica ediyorum sizden. Siz değişirseniz dünyanız değişecek ve hepimizin değişmeye, yenilenmeye ihtiyacı var.

Kendinizi çok sevin ve bu yıl gerçek yapın tüm hayallerinizi. 2014 yılı sevginin, umudun, neşenin, aşkın, başarının, iyiliğin yılı olsun.  Sevgiler

2 Aralık 2013 Pazartesi

Değişim ve Mucize

Bu sabah işe giderken sonbaharın tüm renklerine bakarak sahip olduklarımı düşünüp keyiflendim. Neden mi mutlu oldum?  Tüm sevdiklerim ve ben bugün de sağlıklıyız, birlikteyiz, huzurluyuz. Günlük dertler, yolunda gitmeyen işler, ülkenin durumu, haksızlıklar, sahip olamadıklarım keyfimi bozmaya yetmiyor, sağlıklı ve dengeliyim ya gerisi hiç önemli değil.
Bir arkadaşımla sohbet ederken bana  artık çevremdeki herkesle doğru erkek yok, çok uzun zamandır  bir ilişkim yok, erkeklerin hepsi evli yada hepsi sağlıksız gibi yorumlar yapmaktan çok yoruldum, sıkıldım dedi. Hep aynı şeyler, hiçbir yere varmayan sohbetler, çözümsüz ve sadece moral bozmaya yarayan olumsuz cümleler.  Aynı şeyi uzun zaman önce ben de fark etmiş ve bu konuları konuşmamaya ve daha da önemlisi bakış açımı değiştirmeye karar vermiştim. Düşüncelerimiz ve inançlarımızla yaşadığımız dünyayı şekillendirdiğimize göre doğru erkek yok, ben kimseyi bulamayacağım, ne zaman, nerede tanışabilirim ki zaten gibi düşünceler bizi mutsuz etmek ve bu düşüncelerin hayatımızın birer gerçeği haline gelmesine yardımcı olmak dışında bir işe yaramıyor. Arkadaşıma bunlardan bahsettiğimde ise ama bunlar benim gerçeklerim diyerek itiraz etti bana. Her zaman yaşadığının bu olduğunu, böyle düşünmemeye çalışmanın kendini kandırmaktan başka bir şey olmadığını söyledi. Yıllardır gerçek bir ilişki yaşamamışken birdenbire  beklediği erkeğin  çok yakında ona geleceğine inanmak onun için hiç mümkün değildi ve çok haklı buluyordu kendisini.
Bu şekilde düşünmeye devam ettiği sürece hayatında değişen bir şey olmayacak. Düşünceler davranışlarını, davranışlarda dünyasını yaratacak ve aynı döngü içinde mutsuz, umutsuz devam edecek hayatına. Oysa bakış açısını değiştirmeye çalışırsa, hayata daha umutla ve keyifle yaklaşacak, enerjisi daha yüksek olacak ve bu davranışlarına, bakışlarına yansıyacak. Çok derinlerde benim için doğru kişi yok, ben sevilmeyi hak etmiyorum gibi inanç kalıpları olduğunu fark ettiğinde aslında onu gerçekten sevebilecek, onun için uygun biri olduğunu da keşfetmesi kolaylaşacak.
Kendimizi  düşüncelerimizle yarattığımız çok küçük bir dünyaya hapsederek bugüne kadar yaşadığımız şeyler ve öğrendiklerimizle;  bazı olumsuz inanç kalıpları oluşturarak, kısıtlayarak, sınırlar koyarak, zorunluluklar getirerek yaşamaya mecbur bırakıyoruz.  Birden fazla Seçeneğimizin  olduğunu aklımıza bile getirmiyoruz. Seçenekler üretmiyor ve tek bir doğruya saplanıp kalıyoruz. Seçenekler ve sınırsız çözümler var oysa. Düşüncelerimize birazcık esneklik katabilsek nasıl mucizeler çıkacak ortaya… Tek bir doğru ve tek bir çözüm yok. Farklı seçenekler, farklı çözümler var, en önemlisi değişime açık olmak, değişimi istemek. Bakış açımızda küçücük bir değişim bile hayatımızda çok büyük farklılıklara neden olacak. Bence denemeye değer. Hikayenizi düşüncelerinizle yazdığınızı aklınızda tutun ve yarın değişime uyanın.

Tüketim Çılgınlığı

Çalışmak zorundayız, çünkü paraya ihtiyacımız var.
Güce, paraya duyulan hayranlık nedeni ile  insanları etiketler ve ünvanlarla sınıflandırıyoruz.
Suni ihtiyaçlarımızı doyurabilmek için  çılgınca tüketiyoruz.
 AVM’leri doldurarak, bol ışıklı, havasız, maskelerle dolu bir dünyada oradan oraya koşturarak, trafikle, kalabalıkla, gürültüyle boğuşarak sürdürüyoruz hayatımızı. Alışveriş merkezlerinde  enerjimizi ve paramızı tüketmek için, sabah 8 akşam 18.00 arası gün ışığı görmeden,  hiç yapmak istemediğimiz işlerde çalışıyoruz. Kendimizi daha fazlasına sahip olmamız gerektiğine inandırarak  daha çok çalışıyoruz. Daha çok para kazanmak ve kazandıkça daha çok tüketmek istiyoruz. Başkalarının yaşadığı hayatlara özenerek, sosyal ortamlarda kendimizi kabullendirebilmek için  onların sahip olduğu ünvanlardan, aldıkları arabalardan, 150 metre kare evlerden  daha fazlasını yapabilmek için durmadan koşturduğumuz  bir düzen içinde savrulup gidiyoruz. Yorgunuz diyoruz ve hep meşgulüz. Zamansızlıktan yakınıyoruz sürekli, param olsaydı keşke diyoruz…
 Bu düzen de aslında aradığımız ve ihtiyacımız olan temel ihtiyaçların mutlu olmak ve sevgi açlığı olduğunu unutarak daha çok paraya ihtiyacımız olduğunu düşünerek daha mutsuz bir hayata sürükleniyoruz.
Aslında ihtiyacımız olmayan bir sürü şeyi almak için çalışmak zorunda olduğumuza inandığımız, çoğu aldığımız şeyi giymeye fırsat bile bulamadan  dolapta unutuyoruz. Alım gücünün verdiği anlık mutluluklara ihtiyaç duyan bireylere dönüştürülüyoruz. Aradığımız, ihtiyaç duyduğumuz denge ve  tatmini dış dünyada alışveriş çılgınlığı ve  para harcamanın getirdiği sahte özgüvene bağımlı bir hayat yaratıyoruz. İçimizdeki  eksikleri dış dünyadan tamamlamaya çalışıyoruz. Farkında olmadan bu döngüde sıkışıp kalıyoruz. Aslında çok değerli ömrümüzü tüketiyoruz.
Biraz düşünmenizi öneriyorum ve ömrünüzü tüketmeye devam etmek yerine gerçek ihtiyaçlarınızı belirleyin ve yaşamınızı sadeleştirmeyi deneyin. Siz denemeye niyet edin, gerisi kolay!

DELİLİK!

İçsel yolculuğumun henüz çok başlarındayken Einstein’nın ‘’Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir’’sözü beni çok güçlü bir şekilde sarsmıştı. Hayatımı çok acı bir şekilde özetliyordu. Hep aynı şekilde düşünüp, aynı şekilde davranıyor ve bunun tek ve vazgeçilmez doğru olduğunu sanıyordum. Başarısızlıkla ve hayal kırıklığı ile karşılaştığımda, ne kadar şanssız olduğumu, hayatın bana çok acımasız davrandığını düşünüyordum. Hayat hiç adil değildi ve kaderim bu şekilde yazılmıştı. Çok yazık…
Einstein'nın sözünü kendime sürekli tekrar ederek ve değişmeyi çok isteyerek başladım yolculuğuma. Yaşam bize çok fazla seçenek sunuyor. Tek yapmamız gereken daha esnek olmak, başka gözlerle bakmak hayata. Değişimi benimsemek ve farkında olmak!

Beni Eleştirmeyin

Kendinizi ne kadar eleştiriyorsunuz? Gün içinde alışkanlık haline getirdiğimiz ne çok ‘’ah ne kadar aptalım, ne kadar sakarım’’gibi kalıp ve tüm yaşamımızı kapsayan genel cümlelerimiz var farkında mısınız?
Kendimizi eleştirmeye çok alışmışız ve bunun bize fayda sağladığını düşünüyoruz. Eleştiren, yargılayan, kurallar, sınırlar koyan bir milletiz. Kendimizi ve çevremizdekileri acımasızca eleştirip, çılgınca yargılıyoruz bir de bunu iyi niyetlerle yaptığımıza kendimizi inandırıyoruz.
Kendimizi ve çevremizdekileri, hatta tüm dünyayı belli kalıplar içine sokmaya çalışıyoruz.
Gelişim ve değişim için kendimizi eleştirmeye ihtiyacımız yok. Eleştirmek yerine, yaşadıklarımdan ne öğrendim ve nasıl daha iyi yapabilirim gibi size katkı sağlayacak sorular sormaya başlayın. Eleştirmek bizi daha iyiye götürmüyor. Sürekli kendinize çok başarısız olduğunuzu söylüyorsanız aynı durumu yaşamaya devam edersiniz. Hep başarısız kalacaksınız! Başarısızlığı genele yaymamakla başlayın, o durumda başarısız oldunuz. Bunun nedenlerini düşünün. Neyi farklı yapabilirdiniz? Bundan sonra aynı durumla karşılaştığınızda, nasıl davranırsanız başarılı olabilirsiniz? Sahip olduğunuz değerleri fark edin, kendinizi sürekli eleştirmek yerine, olumlu yönlerinizi hatırlatın kendinize. Bu çok zor geliyor değil mi? Olumsuzlukları düşünmek, olumsuza inanmak bizim ilk seçimimiz ve en büyük alışkanlıklarımızdan biri. Artık bunu değiştirmenin zamanı geldi. ‘’şu an’’ bunu değiştirebilirsiniz. Hemen şimdi değişmeye başlayın!