Çalışmak zorundayız, çünkü paraya ihtiyacımız var.
Güce, paraya duyulan hayranlık nedeni ile insanları etiketler ve ünvanlarla sınıflandırıyoruz.
Suni ihtiyaçlarımızı doyurabilmek için çılgınca tüketiyoruz.
AVM’leri doldurarak, bol ışıklı, havasız, maskelerle dolu bir dünyada oradan oraya koşturarak, trafikle, kalabalıkla, gürültüyle boğuşarak sürdürüyoruz hayatımızı. Alışveriş merkezlerinde enerjimizi ve paramızı tüketmek için, sabah 8 akşam 18.00 arası gün ışığı görmeden, hiç yapmak istemediğimiz işlerde çalışıyoruz. Kendimizi daha fazlasına sahip olmamız gerektiğine inandırarak daha çok çalışıyoruz. Daha çok para kazanmak ve kazandıkça daha çok tüketmek istiyoruz. Başkalarının yaşadığı hayatlara özenerek, sosyal ortamlarda kendimizi kabullendirebilmek için onların sahip olduğu ünvanlardan, aldıkları arabalardan, 150 metre kare evlerden daha fazlasını yapabilmek için durmadan koşturduğumuz bir düzen içinde savrulup gidiyoruz. Yorgunuz diyoruz ve hep meşgulüz. Zamansızlıktan yakınıyoruz sürekli, param olsaydı keşke diyoruz…
Bu düzen de aslında aradığımız ve ihtiyacımız olan temel ihtiyaçların mutlu olmak ve sevgi açlığı olduğunu unutarak daha çok paraya ihtiyacımız olduğunu düşünerek daha mutsuz bir hayata sürükleniyoruz.
Aslında ihtiyacımız olmayan bir sürü şeyi almak için çalışmak zorunda olduğumuza inandığımız, çoğu aldığımız şeyi giymeye fırsat bile bulamadan dolapta unutuyoruz. Alım gücünün verdiği anlık mutluluklara ihtiyaç duyan bireylere dönüştürülüyoruz. Aradığımız, ihtiyaç duyduğumuz denge ve tatmini dış dünyada alışveriş çılgınlığı ve para harcamanın getirdiği sahte özgüvene bağımlı bir hayat yaratıyoruz. İçimizdeki eksikleri dış dünyadan tamamlamaya çalışıyoruz. Farkında olmadan bu döngüde sıkışıp kalıyoruz. Aslında çok değerli ömrümüzü tüketiyoruz.
Biraz düşünmenizi öneriyorum ve ömrünüzü tüketmeye devam etmek yerine gerçek ihtiyaçlarınızı belirleyin ve yaşamınızı sadeleştirmeyi deneyin. Siz denemeye niyet edin, gerisi kolay!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder