Babamla başbaşa yemek yedik bu akşam. Fonda Demis Roussos'un Goodbye my love goodbye şarkısı çalarken babam plakta dinlerdik bu şarkıyı dedi. Evin üst katında gençler toplanırlarmış. Annende gelmişti hatta dedi bir kez. Siyah beyaz görüntüler belirdi gözlerimin önünde... Benim çocukluğumda da biz bu şarkıyı dinlerdik ablamın aldığı kasetlerden. Anılar serisiydi sanırım. Bilmediğim bir dilde, bilmediğim dünyalara giderdim küçücük odamda. Biraz romantik, biraz melankolik çocukluk zamanları....
Babama döndüm. Sahi nasıl tanıştınız annemle?
Gözleri çok uzaklarda anılara gitti. Uzun süre oradaydı, onu izledim hafifçe gözlerim dolu... Annen bizim köye düğüne gelmişti dedi. Saçları uzundu. At kuyruğu yapmıştı. O zaman gördüm onu...
Şarkı fonda, öylece yaşanmışlıklara daldık. Çok uzak, çok yakın.
Varnadayız dedi. Küçük bir oda kiraladık orada yaşıyoruz. Mutfak ve banyo ortak. Türkiye'ye gelmek istediğimizi söylemişiz. İşten çıkarılmışız. Oturma iznin olmadığı yerde ağır işlerde çalışıyorsun. Ben gemide boyacıyım. Annende tekstil fabrikasında çalışıyor. Alışkın değil çok yoruluyor.
Türkçe müzik yok. Türkiye'den Süheyl Amcan gelmiş. Nilüfer ve Orhan Gencebay'ın plağını getirmiş. Sabaha kadar sürekli dinliyoruz. Ablanın adı ondan Nilüfer...
Yan odamızdaki Bulgar kadın gemide aşçı. Akşamları yemek getiriyor. Birlikte yiyoruz. Bir akşam çok kalabalığız yemekte. Konu Türklere geldi. Türklerin ne pis ne çingene olduklarını anlatıp durdular. Komşumuz onlara susun, aramızda Türkler var deyince çok şaşırdılar. Biz sizi çok sevdik. Türkleri böyle bilmezdik demişler...
İnsanlar birbirlerinin yüreklerine dokunduklarında din, dil, ırk ayrımı olmaz ki zaten!